Aşk Acısından Kurtulmak Mümkün mü?
- Murat Atila
- 05 Şubat
AŞK ACISI ÜZERİNE
Pörtlek gözleri, kaygan cildi ve cırtlak sesi ile
zıplayıp duran bir kurbağayı kim öper ki? Bir kere kurbağa olanın prense
dönüşmesi mucizelere kalır ve ancak masallarda mümkün olur. Masal da kurbağayı
öpen prenses ile kurbağa olma lanetinden kurtulan prens arasındaki büyük ve
sonsuz aşka vurgu yaparak biter.
Aşkın genel geçer bir tanımının olmaması onun çok kompleks
bir duygu durumu olmasından kaynaklanmaktadır. Bana kalırsa aşk bireyin
herhangi bir şeyi -karşı cins, eşya, kariyer, para vs- elde etme çabası
sırasında ortaya çıkan uyarılmışlık hissi (tutku) dir. Karşı cinse olan tutkuyu
ele alırsak çoğalma potansiyeli taşıyan bireyin karşı cinse duyduğu cinsel
çekim ile başlayan bu süreç, beynin de devreye girmesi ile aşka dönüşebilir.
Beynin ödül sistemini de etkileyen aşk durumu kişiye karşısındakini elde
ettiğinde büyük bir ödül -genelde sonsuz mutluluk ve huzur- kazanacağına dair bilişsel
çarpıtma içerir. Bu nedenle de kişide sevdiğini elde etme hırsı baş gösterir.
Onun gözünde sevdiği kusursuzdur. Ödül merkezini besleyen dopaminin
salgılanmasıyla da bağımlılık derecesinde takıntı hali de baş gösterebilir. Aşığın
gözünü artık hiçbir şey görmez. Ve aşk bir saplantıya dönüşebilir. Bu aşamadan
sonra âşık olan sadece aşkını düşünür. Mecnunun Leyla diye diye çöllere düşmesi
de bundan olsa gerek. Aşık aşkına ulaşma ve elde etme çabası içine girer. Çünkü
onsuz yaşayamayacağına dair beynin çarpıtmasına kendisini inandırmıştır.
Aşkıyla daha fazla vakit geçirmek ister. O olmadığında yoksunluk belirtileri
gösterebilir, depresyona girebilir. Yapılan çalışmalar âşık olan bireylerin
beyin görüntüleri incelendiğinde uyuşturucu madde kullanımında ortaya çıkan
beyin görüntülerine benzer görüntülerin olduğunu tespit edilmiştir. Bu çalışma bize aşk ile madde bağımlılığı
arasında benzerlikler olduğunu göstermektedir. Burada âşık olunan kişi elde
edilen ve beynin ödül merkezini besleyen keyif verici madde gibidir. Aşık bu
maddeyi elde etme arzusu ile yanıp tutuşmaktadır. Âşık olunan aşka karşılık
vermezse bu dürtü daha da şiddetlenir. Âşık olan aşkına ulaşamayınca keyif
verici maddeye ulaşamayan bağımlı gibi yoksunluk belirtileri gösterir. Aşağılık
duygusu, değersizlik hissi, baş edilemeyen acı hissi, çöküntü ve kendine kıyma
girişimi yaşayabilir. Bu aşk acısı olarak tanımlanan durum depresyon olarak da
ele alınabilir. Âşık olan bireyin aşkına kavuşunca sonsuz mutluluk elde edeceği
yanılması aşkına kavuşamaması sonucu mutlak mutsuzluk içinde perişan olacağına
ve öleceğine dair inancını da arttırır. Zira maşuk yoksa yaşamak aşığa sadece
acı verir. Bu yanlış inanışlar ve çarpık bilişsel düşünceler âşık olan bireyin
yaşam kalitesini de düşürür. Arjantinli Psikanalist Psikiyatr Juan-David
Nasio’ya göre de “Aşık olan sevdiğini öylesine
içselleştirir ki adeta canından bir parçaya dönüştürür. Ayrılık gerçekleşince
de aşık olan kişi bedeninden bir uzvu kopmuşçasına acı çeker.”
Gelelim bizim prense dönüşen karamanımıza, masal prens
ve prenses arasındaki aşkla sonlanır.
Oysa nörolojik çalışmalar gösteriyor ki hiçbir aşk sonsuza kadar sürmez. Belki
gün gelir de ayrılık gelip çattığında prensimiz çamur dolu dere yatağında
cırtlak sesi bağırdığı zamanları özleyecek kadar büyük bir aşk acısına düçar da
olmuş olabilir.
Ayrılıktan sonra ortaya çıkması muhtemel yoksunluk
belirtilerine karşı aşk acısı içinde kıvranan birey neler yapabilir. Öncelikle
aşkın acı yüzünün hayatınızı daha fazla batırmasına izin vermemelisiniz. Âşık
olan kişinin en büyük yanılgısı, karşısına bir daha böylesine sevebileceği
başka birisinin çıkmayacağına dair olan keskin inancıdır. Beyin aşığı sevdiği
kişiyi elde etmenin ‘büyük ödül’ olduğuna inandırmıştır. Aşık da büyük ödül kaçınca
bir daha benzer bir fırsatın doğmayacağına inanır. Aslında bu hiç de doğru
değildir. Beyin çekim hissettiğiniz herkese karşı benzer bir ödül umudunu
verir.
Âşık olan hep bir kavuşma umudu yaşar. Bu beklenti
de aşk acısı sürecini uzatır. Bir süre sonra âşık olan melankolik bir mazoşizm
içeresinde acı çekmekten keyif almaya başlar. Sevdiğini hayallerinde yaşatır.
Bu duruma en yakın ruh hali Haluk Levent’in “Olmasan da Yanımda” şarkısında
anlatılan ruh hali olsa gerek.
Aşk acısı, ölüm sonrası yaşanan yas süreciyle de
benzerlik gösterir. Her kayıp sonrası yas süreci yaşanması normaldir ama normal
olmayan bu sürecin uzatılmasıdır. Ayrılık sonrası yas sürecine benzer zamanlar
geçirmek normaldir ancak bunu uzatmak normal değildir. Bu nedenle yaşanan her
yeni duruma (acı ya da tatlı) alışmanın ve uyum sağlamanın ön koşulu olan
“kabullenmek” ile aşk acısını sonlandırma evresine geçilebilir.
Kabullendiğinizde şartlara uyum sağlamak için farkındalığınız da artacak ve
sağaltım daha da kolay olacaktır.
Ayrılık acısı dönemi kişiden kişiye değişir. Aşk
acısından kurtulmanın bir başka yolu da size sonsuz mutluluğu getireceğine
inandığınız kişinin sizi düşürdüğü mutsuzluk durumundan onu sorumlu tutmaktır.
Böylece sevginin yerini nefret alacak (zarar verme kastı olmayan ) sonraki
süreçte de nötr duygulara sahip olacaksınız. Nazım’ın şiirinde bahsettiği gibi “Büsbütün
unuttum seni eminim, Maziye karıştı şimdi yeminim, Kalbimde senin için yok bile
kinim, Bence artık sen de herkes gibisin.”
kalbinizde bir süre sonra aşkıyla yanıp kavrulduğunuz kişiye dair
hiçbir şey hissetmiyor olacaksınız ya da Yılmaz Erdoğan’ın dediği gibi
“Şimdi sen gidiyorsun ya, herkes sana benzeyecek” diyerek gördüğünüz her
simayı sevdiğiniz kişiye benzetecek ve aşk acısından keyif alan bir melankolik mazoşist
olarak yaşayacaksınız. Tercih sizin.. Aslında kişi sadece sevmez, sevdiğinin
kendisini sevmesini arzular. Bu cümleyi yazdıktan sonra Yılmaz Erdoğan’ın bir
başka şiirinde yer alan “Ben senin beni sevebilme ihtimalini sevdim.” mısrasını
yazmasam olmazdı. İşte acı verende budur zaten, sevdiğinin onu sevebilme
ihtimalinin hiç olmaması varsa da zamanla kaybolmasıdır. Bu ihtimali arttırmak
için çırpınmak ya da kendinizi suçlamak yerine, kendinize daha çok değer
vermeyi ve sevmeyi tercih ederek içinde bulunduğunuz acı hissinden çıkmanın ilk
adımını atabilirsiniz.